velum

Çocuklar Neden İkinci Dili Daha Kolay Edinir?

 

Küreselleşmenin, göç hareketlerinin ve çok kültürlü toplum yapılarının artmasıyla birlikte iki dillilik (bilingualism) dünya genelinde giderek daha yaygın hale gelmiştir. Günümüzde dünya nüfusunun yarısından fazlasının iki ya da daha fazla dili farklı düzeylerde kullandığı tahmin edilmektedir (Grosjean, 2010). İki dillilik yalnızca dilbilimsel bir olgu değil; aynı zamanda bilişsel, nörolojik, sosyokültürel ve eğitsel boyutları olan çok katmanlı bir süreçtir. Özellikle ikinci dilin hangi yaşta ve nasıl edinildiği, edinim başarısını belirleyen temel değişkenlerden biridir.

 

İki Dillilik Nedir?

İki dillilik en genel tanımıyla bir bireyin iki dili anlamlı ve işlevsel biçimde kullanabilmesidir. Ancak bu tanımın sınırları konusunda literatürde farklı yaklaşımlar bulunmaktadır. Bloomfield (1933), iki dilliliği “iki dili ana dili düzeyinde kullanabilme” olarak tanımlarken; daha çağdaş yaklaşımlar bu tanımı daha esnek ele almıştır. Grosjean’e (2010) göre iki dillilik, iki dili farklı bağlamlarda, farklı yeterlik düzeylerinde işlevsel biçimde kullanabilme durumudur. Bu yaklaşım, iki dilli bireylerin her iki dilde eşit yeterlik göstermesinin gerekmediğini vurgular.

İki dillilik;

  • Eşzamanlı (simultaneous bilingualism): Çocuğun doğumdan itibaren iki dile maruz kalması
  • Ardıl (sequential bilingualism): İlk dil edinildikten sonra ikinci dilin öğrenilmesi

şeklinde sınıflandırılabilir (Genesee, Paradis, & Crago, 2004).

Ayrıca iki dillilik;

  • Erken iki dillilik : genellikle çocuklukta edinim
  • Geç iki dillilik : ergenlik veya yetişkinlikte edinim

olarak da gruplandırılır. Bu ayrım, ikinci dil edinimindeki başarı ve bilişsel temsiller açısından kritik öneme sahiptir.

 

Büyüdükten Sonra Neden İkinci Dili Edinmekte Zorlanırız?

Yetişkinlerin ikinci dil ediniminde yaşadığı zorluklar birkaç temel başlık altında açıklanabilir:

  • nörobiyolojik değişimler,
  • bilişsel işlemleme farklılıkları,
  • anadil etkisi (transfer),
  • duyuşsal faktörler ve sosyal bağlam.

 

  1. Kritik Dönem Hipotezi

Lenneberg (1967), dil edinimi için biyolojik olarak belirlenmiş bir “kritik dönem” olduğunu ileri sürmüştür. Bu hipoteze göre ergenlik sonrası beyin plastisitesi azalır ve dil edinimi daha az otomatik hale gelir. Özellikle fonolojik sistemin ediniminde yaş faktörü belirleyicidir. Yetişkinlerin ikinci dilde aksan edinimi çoğunlukla sınırlıdır (Scovel, 1988).

Nörogörüntüleme çalışmaları da erken ve geç iki dillilerin beyin organizasyonlarında farklılıklar olduğunu göstermektedir. Erken iki dillilerde iki dil büyük ölçüde örtüşen beyin bölgelerinde temsil edilirken; geç iki dillilerde ikinci dil daha geniş ve dağınık nöral ağları aktive etmektedir (Kim et al., 1997).

 

  1. Azalan Nöral Plastisite

Çocukluk döneminde sinaptik bağlantılar daha yoğundur ve beyin çevresel girdiye daha duyarlıdır. Bu plastisite, yeni fonolojik kategorilerin oluşturulmasını kolaylaştırır. Yetişkinlerde ise mevcut dilsel kategoriler yerleşmiştir ve yeni ses ayrımlarını algılamak zorlaşır (Kuhl, 2004). Bu durum özellikle /r/–/l/ ayrımı gibi fonetik kontrastlarda belirginleşmektedir.

 

  1. Anadil Transferi

Yetişkinler ikinci dili öğrenirken mevcut dil sistemlerinden yararlanır. Bu durum bazen kolaylaştırıcı (pozitif transfer), bazen de engelleyici (negatif transfer) olabilir (Odlin, 1989). Sözdizimsel yapıların, morfolojik kalıpların ve ses dizgelerinin farklılığı öğrenmeyi zorlaştırabilir.

Çocuklar ise henüz dil sistemlerini katılaştırmamış olduklarından ikinci dili daha esnek biçimde yapılandırabilirler.

 

  1. Açık ve Örtük Öğrenme Farklılıkları

Çocuklar dili çoğunlukla örtük (implicit) öğrenme mekanizmalarıyla edinir. Yetişkinler ise daha çok açık (explicit) öğrenme stratejilerine başvurur (DeKeyser, 2000). Açık öğrenme bilinçli kurallara dayanır; ancak akıcılık ve otomatiklik açısından sınırlı kalabilir.

 

  1. Duyuşsal Faktörler

Krashen’in (1982) “Duyuşsal Filtre Hipotezi”ne göre kaygı, motivasyon eksikliği ve özgüven düşüklüğü dil edinimini engelleyebilir. Yetişkinler hata yapma kaygısı taşırken, çocuklar iletişim odaklıdır ve hata yapmaktan daha az çekinirler.

 

Çocuklar Neden İkinci Dili Daha Kolay Edinir?

 

  1. Yüksek Beyin Plastisitesi

Çocuk beyninin esnekliği, yeni fonolojik ve morfosentaktik sistemlerin hızlı biçimde yapılandırılmasını sağlar (Kuhl, 2004). Erken yaşta iki dile maruz kalan çocuklar her iki dilin fonetik envanterini doğal biçimde ayırt edebilir.

 

  1. Doğal Edinim Ortamı

Çocuklar dili çoğunlukla doğal etkileşim içinde edinir. Oyun, sosyal etkileşim ve rutinler dilsel girdiyi anlamlı bağlama yerleştirir. Bu bağlamsallık, dil öğrenimini hızlandırır (Tomasello, 2003).

 

  1. Sosyal Motivasyon

Çocukların temel motivasyonu iletişim kurmaktır. Dil, sosyal bağ kurmanın aracıdır. Bu sosyal yönelim, dil girdisine duyarlılığı artırır.

 

  1. Fonolojik Duyarlılık

Erken yaşta iki dile maruz kalmak, fonolojik ayrım becerilerini geliştirir. Araştırmalar, iki dilli çocukların ses ayrımı konusunda avantaj gösterebildiğini ortaya koymaktadır (Bialystok, 2001).

 

  1. Bilişsel Esneklik

İki dillilik, yürütücü işlevler üzerinde olumlu etkiler yaratabilir. Bilişsel esneklik ve dikkat kontrolü iki dilli çocuklarda daha güçlü bulunmuştur (Bialystok, 2011). Bu durum dil geçişlerini yönetmeyi kolaylaştırır.

 

İkinci Dili Daha Kolay Edinmek İçin Neler Yapılabilir?

Yetişkinlerde yaşa bağlı sınırlılıklar olsa da ikinci dil edinimi mümkündür ve uygun yöntemlerle oldukça başarılı olabilir.

 

  1. Yoğun ve Anlamlı Girdi (Input)

Dil edinimi için zengin ve anlaşılabilir girdi gereklidir. Ayrıca dil girdisinin anlamlı bağlam içinde sunulması önemlidir.

 

  1. Çıktı (Output) Fırsatları

Swain (1985), üretimin (konuşma/yazma) dil gelişiminde kritik olduğunu savunur. Konuşma pratiği, dilsel boşlukların fark edilmesini sağlar.

 

  1. Fonolojik Eğitim

Erken dönemde telaffuz ve ses ayrımı üzerine çalışmak aksan gelişimini destekler. Algısal eğitim çalışmaları fonetik ayrım becerisini artırabilir (Bradlow et al., 1997).

 

  1. Yoğun Maruz Kalma ve Daldırma (Immersion)

Dil ortamında bulunmak, doğal edinimi destekler. Günlük yaşamda dili aktif kullanmak sinirsel ağların güçlenmesini sağlar.

 

  1. Aralıklı Tekrar (Spaced Repetition)

Bellek araştırmaları, aralıklı tekrarın uzun süreli öğrenmeyi desteklediğini göstermektedir (Cepeda et al., 2006).

 

  1. Duyuşsal Engelleri Azaltma

Kaygıyı azaltan, hata yapmaya toleranslı öğrenme ortamları edinimi kolaylaştırır. Motivasyon artırıcı hedef belirleme önemlidir.

 

  1. Çoklu Duyusal Öğrenme

Görsel, işitsel ve kinestetik girdilerin birlikte kullanılması sinaptik bağlantıları güçlendirir.

 

  1. Örtük Öğrenmeyi Destekleme

Yetişkinler için yalnızca dilbilgisi kurallarına odaklanmak yerine doğal iletişim ve tekrar temelli uygulamalar yapılmalıdır.

 

İki dillilik, bireyin iki dili işlevsel biçimde kullanabilmesi olarak tanımlanan çok boyutlu bir olgudur. Yaş faktörü ikinci dil ediniminde önemli rol oynamaktadır. Çocuklar yüksek beyin plastisitesi, örtük öğrenme mekanizmaları ve sosyal motivasyon sayesinde ikinci dili daha kolay edinmektedir. Yetişkinlerde ise azalan plastisite, anadil transferi ve duyuşsal faktörler öğrenmeyi zorlaştırabilmektedir.

Bununla birlikte, yoğun ve anlamlı girdi, aktif üretim, fonolojik eğitim, aralıklı tekrar ve kaygıyı azaltıcı öğrenme ortamları ikinci dil edinimini önemli ölçüde destekleyebilir. Kritik dönem hipotezi, yaşın önemli bir değişken olduğunu gösterse de, nöroplastisite yaşam boyu devam etmektedir. Bu nedenle uygun yöntemlerle yetişkinlerin de yüksek yeterlik düzeyine ulaşması mümkündür.

 

Kaynakça

  • Bialystok, E. (2001). Bilingualism in development: Language, literacy, and cognition. Cambridge University Press.
  • Bialystok, E. (2011). Reshaping the mind: The benefits of bilingualism. Canadian Journal of Experimental Psychology, 65(4), 229–235.
  • Bloomfield, L. (1933). Language. Holt.
  • Bradlow, A. R., Pisoni, D. B., Akahane-Yamada, R., & Tohkura, Y. (1997). Training Japanese listeners to identify English /r/ and /l/. Journal of the Acoustical Society of America, 101(4), 2299–2310.
  • Cepeda, N. J., Pashler, H., Vul, E., Wixted, J. T., & Rohrer, D. (2006). Distributed practice in verbal recall tasks. Psychological Bulletin, 132(3), 354–380.
  • DeKeyser, R. (2000). The robustness of critical period effects in second language acquisition. Studies in Second Language Acquisition, 22(4), 499–533.
  • Genesee, F., Paradis, J., & Crago, M. (2004). Dual language development and disorders. Brookes.
  • Grosjean, F. (2010). Bilingual: Life and reality. Harvard University Press.
  • Kim, K. H. S., Relkin, N. R., Lee, K. M., & Hirsch, J. (1997). Distinct cortical areas associated with native and second languages. Nature, 388, 171–174.
  • Krashen, S. (1982). Principles and practice in second language acquisition. Pergamon.
  • Kuhl, P. K. (2004). Early language acquisition: Cracking the speech code. Nature Reviews Neuroscience, 5, 831–843.
  • Lenneberg, E. H. (1967). Biological foundations of language. Wiley.
  • Odlin, T. (1989). Language transfer. Cambridge University Press.
  • Scovel, T. (1988). A time to speak. Newbury House.
  • Swain, M. (1985). Communicative competence: Some roles of comprehensible input and output. In S. Gass & C. Madden (Eds.), Input in second language acquisition (pp. 235–253). Newbury House.
  • Tomasello, M. (2003). Constructing a language. Harvard University Press.

 

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

X
× Whatsapp
Paylaş
Bağlantıyı kopyala